İstanbul Bienali – ARK Kültür | Ağlayan Adamın Evi

İstanbul Bienali – ARK Kültür | Ağlayan Adamın Evi

İstanbul Bienali kapsamında mekan gezmeye tam olarak dün başladım. Cihangir’de Not Just Coffee’de filtre kahvemi yudumlayıp biraz keyif yaptıktan sonra birkaç sokak aşağıda yer alan Ark Kültür’e gittim. Pazar günü son saatlerde gitmiş olmalıyım ki bir hayli sakindi, cumartesi önünden geçtiğimde çok kalabalıktı, iyi ki o kadar sırayı beklememişim dedim kendi kendime. Aklınızda olsun diye söylüyorum, bienal oldukça uzun bir aralıkta gerçekleşiyor ve sayısız mekan yok yani gezmek için oldukça zamanınız varken çok fazla sıra olduğunda bekleyip de kendinizi yormayın, başka bir güne atabilirsiniz. Şu son bunaltıcı havalarda sanata tam anlamıyla doyacakken sıcaktan bunalmanızı şahsen, ben, kendim, tek başıma istemem. 🙂

Cihangir Batarya Sokak’ta yer alan bu ev, bienal vesilesiyle kurmaca bir müze eve dönüştürüldü. İçerisinde ise Ağlayan Adamın hikayesi, anıları, dokunuşları, hayatından detaylar yer alıyor. Bu ev bundan önce de hep sanat ve kültür işlerine ev sahipliği yapan bir mekandı ve hep merak ediyordum. İstanbul Bienali görmek için bahanem oldu diyebilirim.

Ağlayan adam, bu eve on yıldan uzun bir süre önce Kahire’den taşınmış. Zamanında polislerin bastığı bir partiye katıldıktan sonra Mısır medyasında meçhul ağlayan adam kimliğiyle tanınmış Cihangir Mahallesinde. Bu ev, o adamın duygusal ve toplumsal sığınağı haline gelmiş. Ev soğuk, donuk, sessiz, sakin ve yaşanmışlık hissini yalnızlık hissi bastıyor her bir detayda. Ağlayan Adam kendi dünyasında kibar ama genellikle anlaşılmaz biriymiş, evde perdeleri hep kapalı olmasına rağmen duş alırken tamamen cam olan banyoda herkesin onu görebilmesi benim için inanılmaz bir ironi oldu.

Ağlayan adam bir gün mahalleden gitmiş ve geriye evindeki yalnızlığı simgeleyen, gün geçtikçe yok olmayı anımsatan parçalar kalmış. Kahramana ait olduğu ve bu zamana kadar saklandığı bilinen tek eser ise yemek odasındaki çürüyen meyvelerin çizildiği resimmiş. Bu resmin de gün geçtikçe ağlayan adamın yok olduğunu simgelediği söyleniyor.

Evin benim içimi donduran kısmı ise bodrum katıydı, orayı tamamen ziyaretçilerin algısına bırakmışlar. Benim tek hissettiğim duygu, korku oldu, belki karanlık belki de soğuk olduğu için. Bir adamın, garip bir adamın mı demeliyim yoksa, yaşantısından kesitlerle sanatın bir araya geldiği bu evi, bienal kapsamında görmenizi öneririm. İnsan gerçekten gezerken farklı hissediyor, kurmaca bir evde gibi hissetmiyor yani her şey o denli dikkatli ve özenle hazırlanmış.

Geziniz bittikten sonra evin tam çaprazında yer alan Vintage İstanbul’a uğrayıp kendinize yaşanmışlık dolu bir parça kapmayı da unutmayın bence. 🙂

Photo 17.09.2017 17 28 35

Photo 17.09.2017 17 28 55

Photo 17.09.2017 17 32 33

Photo 17.09.2017 17 31 05

Photo 17.09.2017 17 35 03

Photo 17.09.2017 17 36 14

Photo 17.09.2017 17 37 27

Photo 17.09.2017 17 36 18

Photo 17.09.2017 17 38 51

Photo 17.09.2017 17 36 54

Photo 17.09.2017 17 38 39

Photo 17.09.2017 17 38 25

Bu iki ay bol bol sanata doyun!

PAYLAŞ

Benzer Yazılar
0 Yorum

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir